Google+
Anasayfa Digiturk Eğlence Yaşam
DİGİ LİFE
DİGİTURK FİLM
DİGİTURK DİZİ
DİGİTURK BELGESEL
DİGİTURK ÇOCUK
DİGİTURK EĞLENCE YAŞAM
DİGİTURK SPOR
DİGİTURK 3D

Digiturk Alem Buysa Rejisör O

digiturk-alem-buysa-rejisor-o

Alem Buysa Rejisör O

“Beyaz Melek” ve “Güneşi Gördüm”den sonra büyük bir iddiayla yola çıktığı “New York’ta Beş Minare” 2010’da en çok konuşulan filmlerimizden biri oldu. Mahsun Kırmızıgül ise yine yönetmenliğiyle çok tartışılmıştı. Yıllar önce ‘türkü söyleyerek’ yola çıkan bu adam artık sinemada bir ‘öykü anlatıcısı’... 

 
1990’ların ikinci yarısından itibaren film üretim sayısını her geçen gün arttıran sinemamız bugün her türlü dert ve tasamızı, sorun ve önyargılarımızı perdeye taşıyor. Ne yazık ki, tüm bu sıkıntılarımızı ‘makro ölçekte’ ele alan proje sayısı çok değil. Mahsun Kırmızıgül çektiği üç filmiyle (bir de Serdar Akar’ın filmleştirdiği “Gecenin Kanatları” senaryosu var) biraz bunu yapmaya çalışıyor. 
 
Kırmızıgül üç filmiyle de ses getirdi. Senaryo aşamasından başlayarak kimi zaaflar ve noksanları olsa da, belli temasal ortaklıkları bulunan, yönetmenliğin kimi yönlerinin altından kalkabilen bir filmografi inşa etti. Önünde uzun bir yol var. Yine de, mütevazı filmografisine bakınca bir ‘Mahsun Kırmızıgül sineması’ndan bahsedebilecek durumdayız. 
 
2007 tarihli ilk filmi “Beyaz Melek”, İstanbul’daki bir yaşlı bakımevine yolu düşen aşiret reisi Mala Ahmet’le (Arif Erkin) tanıştırıyordu bizi. Oğulları Reşat (Sarp Apak) ve Ali’nin (Mahsun Kırmızıgül) gözetiminden kaçan adamcağız kendisini bir grup ‘melek gibi’ ihtiyarın kaldığı bakımevine atıyor, orada dostluğu, yardımlaşmayı ve hepsinden önemlisi hayata tutunmayı öğreniyordu. 
 
İHTİYARLARA YER YOK 
 
Film birkaç yıla kadar iyiden iyiye belirecek Mahsun Kırmızıgül sinemasının kimi donelerini açık ediyordu: Bir coğrafyadan diğerine sıçrayan bir hikaye, kalabalık bir karakterler galerisi, ülke çapında kanayan yaralara (yaşlıların durumu, kan davası vs.) odaklanan bir senaryo, didaktik bir diyalog kullanımı, simgesel bir anlatım ve sinemasının yumuşak karnı olan aşırı duygusal bir üslup… 
 
Gelgelelim, Kırmızıgül bugüne dek ihmal edilmiş ‘yaşlı insanları’ kilitli tutuldukları kollektif bilincimizden çıkarıyor, dört başı mamur bir öykünün parçası yapıyordu. Şehirleşmenin ve Batılılaşmanın bir sonucu olarak kentlerde bir kenara fırlatılan analar ve babalar başlarını en trajik halleriyle kadrajdan içeri uzatıyorlardı. Yönetmenin onlara el uzatma çağrısına izleyici olumlu tepki verdi. O sene 2 milyon izleyiciye ulaşan film, gişesiyle zirvedeydi. Kimi zaafları olmasına rağmen, filmin iyi yanlarının bunları örttüğünü düşünen pek çok kişi vardı. Örneğin Atilla Dorsay şöyle yazmıştı: “Film kısa zamanda temposunu buluyor ve seyirciyi bir daha kopmamacasına, bir hüzün senfonisi dinlemeye çağırıyor. Öylesine başarılmış sahneler var ki, tüm eksikleri bağışlatıyor, kusurları unutturuyor.” Yönetmenin alametifarikası olan temalardan biri ‘bağışlamak’ ise, bu, “Beyaz Melek”i değerlendiren pek çok kişiye de sirayet etmiş gibiydi. İlk yönetmenlik denemesindeki kimi kusurlar görmezden gelinmişti.

Kırmızıgül iki yıl sonra “Güneşi Gördüm”le ikinci kez yönetmenlik koltuğuna oturdu. Oyuncu kadrosunu bu sefer iyiden iyiye kabartmıştı, öykü icabı filmde iğne atsanız yere düşmeyecek gibiydi, her sahnede kadraja tanınmış bir sima giriyordu: Altan Erkekli, Demet Evgar, Hande Subaşı, Ali Sürmeli, Cemal Toktaş, Cezmi Baskın, Zafer Ergin, Cihat Tamer, Emre Kınay, Erol Günaydın, Erol Demiröz, Alper Kul, Buğra Gülsoy, Menderes Samancılar, Yiğit Özşener, Şerif Sezer, Sarp Apak, Nurseli İdiz… Ve elbette Kırmızıgül’ün kendisi… Önemli bir kısmı şöyle bir görünüp kaybolacak rollerdeydi ama Kırmızıgül’ün sırrı da buradaydı: Onun ‘iyi niyetli’ rejisi her oyuncuyu tevazuya davet ediyordu. 
 
İlk filmindeki kahramanlarını ülkenin batısından doğusuna götüren yönetmen, bu sefer rotayı tersine çeviriyor, doğudaki kahramanlarını batıya taşıyordu. Asker tarafından boşaltılan köylerinden İstanbul’a gelen kalabalık bir Kürt ailesinin yaşadığı yaprak dökümüydü anlatılan. İstanbul’un kozmopolit yapısı ailenin kimi üyelerini oradan oraya savuruyor, bir kısmı da Kuzey Avrupa’ya, Norveç’e kaçmak zorunda kalıyordu. 
 
Ülkeyi bıçak gibi bölmüş ruh halinin haritasını çıkarma peşindeydi yönetmen. Yönetmenliğini de, temalarını ele alış biçimini de bir adım ileri götürmüştü. Tepkilere bakılırsa yine sınıfı geçmişti. Kalemi Dorsay’a göre biraz daha sert Radikal Gazetesi eleştirmeni Uğur Vardan şöyle yazmıştı: “‘Beyaz Melek’, evet çok mükemmel bir şey değildi ama bir ‘ilk film’ için ‘gidiş yolu’na verilen notlarla sınıfı geçiyordu. ‘Güneşi Gördüm’e gelince, benzer dertler burada da var ama daha derli toplu, kendisini ifade etme konusunda daha yetkin ve en önemlisi, ele aldığı konu hakkında cesur bir çalışma olduğu düşüncesindeyim.” 
 
HOLLYWOOD TARZI SİNEMA 
 
Yönetmenin şimdilik son filmi “New York’ta Beş Minare” ise bugüne kadarki en büyük prodüksiyonu oldu. Bu kez elini daha büyük bir taşın altına sokmaya cesaret ediyordu

İlk filminde ihtiyarların, ikinci filminde Doğulu bir Kürt ailenin acılarına odaklanan Kırmızıgül, üçüncü filminde ‘küresel ölçekli’ meselelere değiniyor. Biraz da ondan, bu filmi öbürlerinden de çok ses getirdi. Türkiye’de 3,5 milyon izleyiciyi salonlara çekmesi bir yana, belli ki ilk iki filminden sonra herkes Kırmızıgül’le ilgili beklenti çıtasını yükseltmişti. Ilımlı eleştirileriyle tanıdığımız Habertürk eleştirmeni Mehmet Açar filmin zaaflarını sayıp döktükten sonra yazısını şu paragrafla bağlıyordu: “Mahsun Kırmızıgül’ün sinema tutkusundan şüphem yok. Her seferinde gişede harikalar yaratan filmler yazıp, yönettiği için takdir görmesi gerektiğine de inanıyorum. Prodüksiyon kalitesi, hızlı kurgusu, hareketli kamerası, etkileyici kadrajları, zengin ses bandı ve birinci sınıf görüntüleriyle ‘Amerikan dekupajı’ dediğimiz tekniği bir yönetmen olarak iyi uyguladığını inkar etmek mümkün değil. Yönetmenliğini, sinemacılığını tartışmak çok anlamsız. Ama övgüler kadar, eleştirilere de kulak vermesi gerektiğine inanıyorum. Aksi halde, öncelikle iyi bir hikaye anlatıcısı olarak değil, Türkiye’de Hollywood tarzı sinemayı en iyi uygulayanlardan biri olarak anılacak.” 
 
Sonuçta, ilk filmini çektiği günden beri herkes Mahsun Kırmızıgül’den bir film yönetmeni çıkıp çıkmayacağını tartışıyor. “New York’ta Beş Minare”, yönetmenliğin kimi gereklerinin altından kalkabildiğinin bir ispatı
 
Digiturk ile Alem Buysa Rejisör O programını evinizde keyifle izleyebilirsiniz. 
Digitürk'ün renkli dünyasını keşfetmek için sizde Digitürk ailesine katılın.
Digiturk üyeliğinizi başlatmak için aşağıdaki formu hemen doldurun, sizi arayalım!
Sizin için en uygun Digiturk paketini birlikte oluşturalım!

YORUMLAR
Henüz yorum yapılmadı.
İLK YORUM YAPAN SİZ OLUN
Siz Digiturk Dr. Öz Show Turkmax Gurme ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YORUM YAPIN
digiturk-internet-ligtv
Digitürk
T.P.E. tarafından Tescil Edilmiştir. Tüm görsel ve yazılı materyalin izin alınmadan kullanılması durumunda cezai işlem uygulanacaktır.
Telif Hakları Uyarısı | © 2012 www.merkez.gen.tr Digiturk Çözüm Ortağıdır - Tüm Hakları Saklıdır